İçimdeki biyoloji aşkı sayesinde kendimi bildim bileli çevremdeki karıncasından şahinine kadar her canlıyı gözlemler ve elimden geldiğince incelerim. Birlikte yaşadığım hayvanlar da hayvan davranışlarını öğrenmeme yardımcı oldu. Bu nedenle ilk olarak birlikte yaşadığım hayvanları anlatarak evini bir hayvanla paylaşmak isteyenlere deneyimlerimi aktarmak istedim.
Çocukluğumdan beri çok çeşitli hayvanla evimi paylaşmıştım. Annem ve babam ortalığı kirletmeyen, ve orada burada gezinmeyen hayvan olarak ilk olarak balığa izin çıktı tabii ki. Akvaryumların hipnotize edici etkisini bilirsiniz; saatlerce sağa sola hızlı veya yavaş giden hayvancıklara ağzınızdan akan suyu fark etmeyecek hale gelinceye kadar bakar durursunuz. Ama ben elimi suya sokup balıkları sevmeye çalışan bir çocuktum. Haliyle Lepiteslere dokunamayınca akvaryum ve balık olayına alışamadım. Benim için ev arkadaşı dediğin hayvanı dürtünce o da beni dürten olmalıydı. Hediye gelen büyük beyaz bir tavşanın evimizde kalışı kısa oldu, malum kemirmesi ve karyolanın altına bıraktığı dışkıları en temel anne reddidir. Vee ilk papağanımız (Cennet Papağanı) Çıtırık! Güneş çarpmasından Çıtırık’ı kaybedince muhabbet kuşları furyası başladı. Anne faktörü gene devreye girip ev kuş sesinden mahrum kaldıktan bir süre sonra Sultan Papağanımız geldi eve.
Paşa’m canım kuşum ile 12 yıl birlikte yaşadık. Hayvan davranışlarını yakından gözlemlediğim –ki, üniversitede biyoloji okuduğum zamanlar- kendi türüm dışında bir türle çok yakın iletişim kurmayı bana öğreten biricik oda arkadaşımdı. Ta o zamanlarda evinizi paylaştığınız hayvanın kafes vb küçük kapalı alanlarda durmaması gerektiğini düşünmeye başlamıştım. Paşa’nın uçmasını, yer yediğimi içtiğimi tatmasını zevkle izlerdim. Mevsimsel tüy değişimi sırasında başındaki yeni çıkan tüylere ulaşamadığından ben tırnaklarımla tüylerinin dış zarlarını çıkartırdım. Hangi hayvan olursa olsun vücudunda ulaşamadığı bölgeleri kaşırsanız size bayılır ve peşinizi bırakmaz!
Paşa ölünce uzun süren bir yalnızlığım oldu. Araya iki kedi girdi ancak evimde bir kedilik (sadece bana) yer olduğuna karar verince bahçeli evde yaşayan kardeşlerinin yanına döndüler. Bu sefer bordo kuyruklu gri papağanım Cazgır eve geldi. Ancak bugün bile ne olduğunu bilmediğim bir hastalıktan ölünceye kadar huysuz bir papağana enjeksiyon dışında her türlü ilacın nasıl verileceğini öğrendim.
Sonrasında piyasada Uzak Doğu Kargası diye satılan gerçekte ise Sığırcıkgillerden bir tane Çiğdeci’m oldu. Bu arada Veteriner Teknikerliği okurken bir veteriner kliniğinde staj yaptım. Annelerin korkulu rüyası tüy-kıl-kaka temizleme işi klinikte rutin bir işti. Kliniğe sahiplendirmek üzere bir Kobay (Guinea Pig) getirdiklerinde ilk akla gelen aday ben olmuşum! Tabii yuvadan düşmüş bir kumruyu da evlat edinmiş ve yuvadan uçacak hale getirmiş olmamın etkisi büyük.
Böylece Biju sayesinde evde iki memeli bir kuştan oluşan bir aile olduk. Birlikte yaşaması en kolay hayvan Kemirgengillerden Kobay (Guinea Pig) Biju idi. Çok uyuması ve tamamen sebze ile beslenmesi en büyük avantajıyken aşırı ürkek olması en büyük dezavantajıydı. Gene kliniğe ayakta duramıyor diye getirdikten sonra araştırmalarımız sonucu ölümcül Titrek Kirpi Sendromu (insanlardaki MS hastalığının kirpi versiyonu) tanısı koyabildiğimiz geçici ev arkadaşı olarak bir kirpi ile yolum kesişti. Üstüne bulaşan dışkısı temizlemek için “dikenli bir memeli nasıl yıkanır”ı öğrendim sayesinde. Son aylarını rahat geçirmesini sağlamışımdır umarım.
13 Şubat 2019’a geldiğimizde hayatım tamamen değişti!